25 yıldır hücrede sırlarıyla yaşayan Ağca merak edilen bütün soruları cevaplandırdı .
Mehmet Ali Ağca'yla röportaj fikri, 'Papa Suikasti'ni anlatacağı bir kitap yazacağını öğrendiğimde ortaya çıktı. 25 yıllık sırrını açıklayacak ve Papa'yı niye öldürmek istediğini anlatacaktı. Bu elbette bir gazeteci için heyecan uyandıran bir haberdi. Kitabı hakkında bilgi almak için avukatlarıyla bağlantı kurdum. Eski Avukatı Şevket Can Özbay aracılığıyla Ağca'yla temasa geçtim. Kitabıyla ilgili sorularımı cevaplandırmasını istedim. O da yanıt verdi. Bu konudaki haber 6 Eylül 2004 tarihli VATAN'da yayınlandı. Bundan sonra asıl isteğime ulaşmak için girişimlerim başladı. 22 yaşında girdiği tek kişilik hücrede 47 yaşına gelmiş ve tahliye olmaya hazırlanan bir suikastçının değişimini görmek, kamuoyu için hala bir muamma olan Ağca'yı çözümlemeye, içinde yaşadığı olayların üzerindeki giz perdesini kaldırmaya çalışmaktı amacım.
15 Eylül 2004'te Ağca'nın Avukatı Mustafa Demirbağ'la görüştüm ve kendisinden sorularıma cevap vermesini istedim. Avukatı da Ağca'ya bu isteğimi ulaştırdı. Ağca röportajı kabul etti ama şartları vardı. Sorularımı gönderdikten sonra, kendi el yazısıyla hazırlayacağı röportaj metnini, tek satırına bile dokunmadan yayınlamamızı istedi. İmla kuralları hariç anlam bozukluklarına bile dokunmamamızı istiyordu. Benim sorularımla yetinmeyeceğini, kendi hazırladığı sorulara da cevaplar vereceğini bildirdi. Ağca çok titiz davranıyordu ve avukatıyla yaptığı her görüşmeden sonra yeni şartlar sunuyordu. Tüm bu süreç 4 ayımı aldı. Sonunda Ağca söz verdiği gibi röportaj metnini tamamladı. Röportaj metni Ağca'nın el yazısıyla, tam 43 sayfaydı. Ona gönderdiğim 20 sorunun bir kısmı cevapsız kalmış ya da bir kaç kelimeyle geçiştirilmişti. İpekçi suikastıyla ilgili bütün sorulara ise "bunlar çok konuşuldu" diyerek yanıt vermedi. Ağca daha çok kendi sorularına yanıt vermeyi tercih etmişti. Bundan bir yıl önce Ağca'nın el yazısıyla soru-cevap metni elimize geçti. Metin bütünüyle, 47 yıllık ömrünün 25 yılını hücrede geçirmiş bir terör suçlusunun "ruh halini" yansıtıyordu. Röportajın küçük bir bölümünü Papa'nın ölümü üzerine yayınladık. Şimdi de dünya medyasının tahliye olur olmaz konuşmak için birbiriyle yarıştığı sırada, kendisine söz verdiğimiz gibi, güncelliğini kaybetmiş küçük bölümler dışında röportaj metnine hiç dokunmadan yayınlıyoruz. İşte Ağca'nın VATAN'a anlattıkları.
Sıradan bir Papa suikastçısı değilim
* Tam 26 yıldır dünyanın gündemindesin. Fakat dünya kamuoyu, "Ağca kim?" sorusuna henüz inandırıcı bir yanıt alamadı. Mesih mi, meczup mu, CIA ajanı mı?
Ben Tanrı değilim. Haşa..! Milyar kez haşa..! Ben Tanrı'nın oğlu değilim. Haşa..! Milyar kez haşa..! Mesih demek Tanrı'nın kölesi demektir. Kainat da mevcut olan bütün yaratıkların arasındaki evrensel hiyerarşi içerisinde ben Mesih Mehmet Ali Ağca, sadece Tanrı'nın birinci kölesiyim. Bu çerçevede Tanrı'nın birinci evrensel sözcüsüyüm. Bu dünyadaki geçici mevcut durumda ise ben Ağca her insan gibi tabiat kanunları çerçevesinde yaşaması gereken etten ve kemikten bir insanım.
* Papa suikastına kim, niçin karar verdi?
13 Mayıs 2000 günü Fatima kasabasında bir milyon Hıristiyan'ın ve dünyanın medyasının huzurunda Vatikan devlet zirvesi şu tarihi açıklamayı yaptı: "Hıristiyanlık tarihinin en büyük sırrı olan üçüncü sırrın merkezinde Ağca'nın Papa'ya suikastı var." Vatikan bu tarihi açıklamayı daha önce İtalya'nın en büyük ve saygın gazetesi Corriere Della Sera'ya fısıldamış idi. Evet 16 Ekim 1986 tarihli Corriere Della Sera gazetesinin birinci sayfasındaki Luigi Accattoli imzalı başmakalede şunlar yazılı: Papa 13 Mayıs 1981 suikastını Tanrı'nın işareti, Tanrı'nın acısı ve Tanrı'nın ıstırabı olarak tanımlıyor.
* Tarihi Ağca-Papa görüşmesini kim istedi, kim karar verdi?
Papa bizzat İtalyan hükümetine başvurdu ve 'Ağca ile görüşmek istiyorum' dedi. Bazı İtalyan bürokratlar cezaevine gelip bana durumu bildirdi. Ben de memnuniyetle 'Papayla görüşmek isterim' dedim. Dünya medyasının görüşmeyi izlemesine de ben Ağca ve Papa birlikte karar verdik.
* Papa ile ne konuştunuz?
Yaklaşık yarım saat süren görüşmede sadece dini konular üzerinde konuştuk. Papa'ya şöyle dedim; 1 Mayıs 1983 gecesinde Tanrı ile konuştum. Papa bana, 'herşeyi anlat, nasıl oldu bilmek istiyorum' dedi. Ben de anlattım. Bana ilahi vahiy geldi. Tanrı bana Mesih İsa'nın çarmıha gerilişini, dirilişini ve Tanrı katına ruhani vücutla yükselişini ilahi bir televizyon vasıtasıyla gösterdi ve Tanrı bana dedi ki, Mehmet Ali Ağca sen ebedi mesih olarak yaratıldın.
* Papa bu sözlere inandı mı?
Kesinlikle inandı. Çünkü zaten o sıralarda Vatikan'ın bir kısmı benim (mesih mi? deccal mi?) olduğunu tartışıyordu. Papa görüşmemizin ardından dünya televizyonlarında kayıtlı İtalyanca şu sözleri söyledi: "Kendisine inandığım, güvendiğim bir kardeşimle görüştüm. Görüşmemiz olağanüstü oldu, muhteşem oldu. Bugün tarihi bir gün. Ağca ile görüşmemi Tanrı istedi." Evet Papa'nın dünya televizyonlarında kayıtlı bu İtalyanca sözleri bunlar. Şunu da hatırlatayım ki Ben Ağca İtalyanca'yı Türkçe'den daha iyi yazıp konuşuyorum. Yani zerre kadar bir tercüme hatası yok. -Ağca ile görüşmemi Tanrı istedi- sözü üzerinde düşünün ey insanlar, iki bin yıllık Vatikan ve papalar tarihinde bu tip bir görüşme ve konuşma yoktur. Şayet ben Ağca sıradan bir Papa suikastçısı olsaydım, bu görüşme ve bu sözler asla gerçekleşmezdi.
* Neden Vatikan ile uzlaşarak Papayla birlikte bu manevi kültür mücadeleni yürütmeyi düşünmedin.
Vatikan ve Papa bana şöyle dediler ; "Katolik Hıristiyan olmak şartıyla gel Vatikan'ın zirvesine yerleş, Papa ile beraber Hıristiyanlık dünyasını yönet. Reddettim. Tek başıma hücrelerde kalmayı tercih ettim. Bunu Vatikan'ın ve Papa'nın iyiliği için de yaptım. Vatikan insan tanrı masallarıyla hem kendisini, hem milyarlarca insanı aldatıyor. Evet insan tanrı yok asla. Ben Papa'yı seviyorum. Papa'yı ve Vatikan'ı şirk günahından kurtarmak istiyorum. Teslis yok. (Hıristiyanlıkta Tanrı'nın 3 öğenin birleşmesinden oluştuğuna inanma) Bu bir masal. Papa en az elli kez şöyle dedi. İbrahim Peygamber'in tek Tanrı'sı etrafında birleşip dua edelim. Ben Vatikan'dan bu sözün her gün her yerde hatırlanıp teslis yalanını yok etmesini istiyorum. Vatikan Sovyetler Birliği gibi çökmekten korkmasın. Çünkü teslis yok olsa da tevhid hristiyanlığı vasıtasıyla Vatikan hayatta kalabilir.
Hilal Öztürk / Vatan
Yayın Tarihi : 11 Ocak 2006 10:53
Yorumlar-Sorular ve Cevaplar
Toplam 2 yorum,
1-2 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
KANUN NAMINA DUR ARTIK!
KİCK BOKS FEDERASYONU BAŞKANI VE TSE UZMANI OLAN SALİM KAYICI
1-Askerlik başvurusu sırasında ilkokul mezunu olduğunuzu beyan ettinizmi? Yoksa bu bir şehir efsanesimi?
2-Şırnak nüfusuna kayıtlı olan “KAYCİ” Soyadını “KAYICI” olarak neden değiştirdiniz?
Pratik olarak size ne fayda sağladı?
3- S.S.K girişiniz 1965 gözükürken, diğer evraklarda neden farklı gözüküyor?
4- Taekwon-do diplomanızda imzası bulunan imzalandığı tarihte doçent olan Federasyon
Başkanı Doç.Dr.....neden Prof.Dr......olarak imza attı? Evrakın düzenlenme tarihi nedir?
5-Diplomayı aldığınız tarihte yani İmtihanların olduğu tarihte askerde olmanıza rağmen Diplomayı nasıl aldınız? Hiç izin kullanmamanıza rağmen aynı anda iki yerde olmanız mümkünmü?
Av.Şevket Can ÖZBAY
Şampiyon Karakuşak Dergisi İmtiyaz Sahibi
ANAYURT GAZETESİ-OĞUZ GÜLER-25.06.2009
KİCK BOKS FEDERASYONU
BAŞKANININ SIKINTILARI (OĞUZ GÜLER-ANAYURT GAZETESİ-25.06.2009)
Av.Şevket Can Özbay hem gazetemizin iyi bir okuru hem Milliyetçiliği tartışılmayacak ender bir büyüğümüzdür.Kendisini 1991 seçimlerinde beraber DYP’den Milletvekili adayı olmamızdan dolayı tanışırız.9 gün önce bana maillediği aşağıda özetlediğim, okurken bile savcılar ne duruyor dediğim bu yazıyı sizlerle paylaşmanın doğru olacağını düşündüm.
Bana gelen açıklamasından yerimizin darlığından konunun yüzde 10’unu aşağıda aktarıyorum;
“Kick Boks Federasyonu Başkanı ve aynı zamanda TSE Müşaviri olan Salim KAYICI hakkında bir takım uygunsuz ve kanunsuz işlemlerinden dolayı ilgili mercilere gerekli müracaatlarda bulundum. Federasyonun Başkanı olan Salim KAYICI Yurtiçinde ve dışında ülkemizi ve on binlerce sporcuyu temsil makamındadır. Ancak bu kişi temsil ettiği makamın sorumluluğuna yakışmayacak bir dizi uygunsuz ve kanunsuz davranışları arka arkaya sergilemektedir. Şöyle ki; Muhsin YAZICIOĞLU ve arkadaşlarının son derece üzücü bir helikopter kazasında cenazelerine ulaşıldığı günün akşamı bu kişi Eskişehir de dansözlü , mankenli , şarkıcılı , türkücülü özel bir turnuva düzenlemiştir. Bu özel ve reklam içerikli turnuvalar Kick Boks Federasyonunu , dolayısıyla Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünü ve buna bağlı olarak da Gençlik ve Spor Bakanlığını ilzam etmektedir. Çadır tiyatrosundan farkı olmayan bu tip özel turnuvalar, bu sporun ve bu sporla ilgili tüm camianın prestijini sarsmaktadır. Zira afişinden reklamına , dansözünden mankeninden düzenlendiği tarihe kadar baştan sona her şey gayri ciddidir ve sporla bir ilgisi yoktur.
Eskişehir deki ve buna benzer diğer illerdeki özel turnuvalarda ring zeminine Türk Bayraklı Federasyon logosu serilmiş , dansözü , mankeni , şarkıcısı , türkücüsü ve Federasyon Başkanı Salim KAYICI yerde serili olan Türk Bayrağının üstünde tepinmişlerdir. Bu fiiller 2893 Sayılı Bayrak Kanununun doğrudan ihlalidir ve alenen işlenmiş bir suçtur.
Yine bu Federasyonda Siyah Kuşak Danları usulsüz ve keyfi olarak dağıtılmakta Milli Takım seçmelerinde büyük haksızlıklar yapılmaktadır. Gerekirse bu haksız ve usulsüz uygulamaları tek tek açıklayabilirim…………..”
İnanın Sn. Özbay’ın mailini okuyunca üzüldüm.Bir federasyon başkanı nasıl olurda bu denli kanunsuzluk yapabilir demekten kendimi alamadım.Gerekirse kendisinin gazetemize gelerek savcıların dikkatini çekecek bir haber yapılmasını bekleriz. (ANAYURT GAZETESİ-25.06.2009)