4857 Sayılı İş Kanunu

İŞÇİLERİN EN BÜYÜK SORUNU ?
Asgari Ücret
Sigortasız Çalıştırılma
Pasif Sendikalar
Psikolojik Baskı
Kurumlararası Geçiş
Tayin
6 Ay Çalış 6 Ay Yat
İşçi - Memur Ayrımı
Sağlıksız İş Ortamı
Kıdem Tazminatı Hakkı
4 - C Zûlmü
Yorumlar ve Sorular


GÖÇMEN İŞÇİLERİN İNSAN HAKLARI

GÖÇMEN İŞÇİLERİN İNSAN HAKLARI
Efe Tuğrul SOLMAZ

1- KONU

Yakın insanlık tarihinde iki "büyük göç"e raslandı; 19. yüzyılda

Amerika'ya göç ve 20. yüzyılda az gelişmiş ülkelerden Avrupa'ya

göç. Bu iki göç'ün karşılaştırılmasında ilginç sonuçlar çıkarılabilir.

İkinci Büyük Göç'ün asıl nedenleri ekonomiktir. Bu nedenler şöylece

özetlenebilir:

Göçmen işçi akımının yakın gelecekte duraklayacağı yolundaki

kuşkular -hiç olmazsa şimdilik-yersizdir. Çünkü artık-değerden faydalanma

bu işçileri kabul eden ülkelerde millî ekonominin önemli unsurlarından

biri haline geldi.

a- Artık-değer kavramı yabancı işçi açısından daha açık biçimde

kendini gösterir. Yabancı işçi kullanma isteğinin kökeninde artık-değerden

işverenin daha fazla istifade edebildiği gerçeği yatar (bk, Granotier,

s. 252). İşverenin sağlık, işgüvenliği ve benzeri yükümlülüklerinde

tasarrufa gittiği, hiçbir siyasal hakkı, işten çıkarılmada güvencesi olmayan

yabancı işçinin "hak arama özgürlüğü"nün bulunmadığı düşünülürse,

insan hakları açısından konunun önemi daha iyi anlaşılır.

b- Göçmen işçi, çalıştıkları ülkede işsizliği artıtırmakta mıdır?

Konuyu inceleyemeyenler bu soruyu olumlu yanıtlarlar. Gerçek şudur;

yabancı işçi kabul eden ülkede bazı ağır veya itibarsız işleri o memleketin

kendi işçileri yapmak istememektedirler ve daha ziyade mesleki

yetişim isteyen hizmetlerde "vasıflı işçi" olarak çalışmak istemektedirler.

Fakat bir kesim insanlann üst düzeyde kalabilmeleri için bir kesim

insanın kullanılmasının insan hakları açısından izahı nasıl yapılapılacaktır

?

c- Az veya çok vasıflı işçi kullanan işyerlerini kapsayan ülkeler,

işçinin bu vasfı kazanması masraflarına katılmadan onlardan istifade

edebilmektedir.

ç- Çalışanın ailesine sosyal güvenlik yardımları açısından göçmen

işçi, vatandaş işçiden daha aza mâlolmaktadır. Zira göçmen işçinin,

beraberinde getirdiği aile efradı vatandaş işçiye kıyasla daha az

kalabalıktır.

d- Göçmen işçinin, üretimin önemli bir miktarını memleketine

gönderdiği, pek az tükettiği düşünülürse çalıştığı ülkede enflasyonu

yavaşlatan bir etkenliği olduğu da kabul edilebilir.

e- Göçmen işçi bulunduğu ülkenin genel masraflarına katılmakta,

fakat bu katılmanın karşılığından aynı payı alamamaktadır. Bu

suretle dolaylı yoldan, örneğin milli işsizlik sigortasının kaynağı çalışarak

beslemektedir.

2- GİRİŞ:

İkinci büyük göç bütün dünyada 1950 yıllarında başlamış, 1970

yılma doğru en yoğun halini almıştır. Türki>eden dışarıya göçün tarihleri

de buna uygundur. Sanayileşmiş ülkelerde sanayileşme hızı ile

insan gücü artışı aynı oranı izleyememiş, iş gücü açığı hızla büyümüştür.

Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde ise sanayileşme düşük

hızdadır, buna karşın işsiz güç ve nüfus daha hızlı bir artış gösterdi.

Böylece bir iş gücü fazlası ortaya çıktı. Aynı nedenler iç göçler için de .

geçerlidir. Fakat kentsel göç de işgücü fazlasını karşılayacak durumda

olmamaktadır. Dış göçlere memleket içi ücretin düşüklüğünün de

etkili olduğu söylenebilir.

"Yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının sosyal güvenliği hakkındaki"

2147 sayılı Kanunun TBMM'ndde görüşülmesi sırasında yapılan

açıklamalarda da değinildiği gibi "klasik ve evrensel insan hakları

yanmda sosyal hakların da yeni içerik ve boyutlar kazandığı günümüzde

yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın sosyal güvenlikleri ile

ilgilenmek devletin başta gelen görevlerindendir", "Avrupada yalnız

insan hakları sözleşmesi değil, onun yanında Avrupa sosyal şartı da

büyük ölçüde geliştirilmiş, yeni içerik ve boyutlar kazanmıştır" (Yasa

Kütüğü n. 6 s. 39).

İnsan haklarını yeniden tesbit edecek, şimdiye kadar bilinenleri

daha etkili hale getirecek, Uluslararası bir metne ihtiyaç vardır. İnsan

haklarına yenilerinin eklenmesi, eski -yeni hakların bir sistem,

genel bir görüş içinde tertibi gerekli hale gelmiştir. Helsinki anlaşması

"son senet"inin bu ihtiyacı yansıttığını görmekteyiz.

a- İnsanlık öyle bir döneme girmiştir ki 1789 "İnsan ve Vatandaş

Hakları Beyannamesi"nden, 1948 "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”

GÖÇMEN İŞÇİLERİN İNSAN HAKLARI 3

yannamesi"nden "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden bugüne kadar

ilân edilen metinler, klâsik metinler haline gelmiş, yetersiz oldukları

anlaşılmışta-. Vaktiyle ancak o kadar yapılabilmişti.

Oysa günümüz, insan haklarının sınırlarını daha genişletmeyi önleyen

engelleri kaldırmış veya azaltmıştır. Halen, daha geniş bir

görüşle bu hakların düzenlenmesi olanakları artmış gözükmektedir.

İnsan haklan demeçlerinin yayınlandığı tarihlerde "yabancı (göçmen)

işçi" sorunu yoktu. "Yabancı" ile "Vatandaş" arasındaki

fark genişledikçe, bundan "insan hakları zarar görür. Gittikleri ülkenin

ekonomisine büyük katkıda bulunan "geçmen işçi" sorunu bu

konuyu daha gerçekçi bir açıdan incelemeyi zorunlu kılmıştır (Bk.

Calame, P. Les Travailleus Etrangers, Paris 1972, s. 13).

İnsan haklan açısından göçmen işçilerin milletlerarası statüsünün

tesbit edilmesi ve insan hakları ilekesini benimsemiş ülkelerin bu

statüyü kabule davet olunmaları zamanı gelmiştir. Göçmen işçiler sorununu

"bırakınız gitsinler, bırakınız gelsinler" folmülüne bağlayan,

bunda gönderen ülkeler açısmdan elemeği fazlasına yatırım alanı,

elemeğine ihtiyaç duyan ülke açısmdan da açığı kapama olanağı gören

akım, elemeği piyasasında "serbestlik" anlayışını yansıtır. Fakat

bu "liberalizm" gün geçtikçe geçerliliğini yitirmektedir. Helsinki antlaşması

da bunu kanıtlamıştır.

Helsinki Antlaşmasının "Göçmen İşgücünün Ekonomik ve Sosyal

Yönleri' bölümünde katılan devletler şu yükümlülükleri kabul etmişlerdir:

"Göçmen işçiler ve kabul eden ülkelerin vatandaşları arasında

iş ve çalışma koşulları ve sosyal sigortalar bakımından "hak eşitliğini

özellikle konut koşullan sağlamaya çaba göstermek -göçmen işçilerin,

işsizlik durumunda kabul eden ülkenin kendi vatandaşlarma sağladığı

başka uygun iş bulma olanaklarından, elverdiği ölçüde, kabul eden ülke

dilinde parasız öğretim sağlanmasını olumlu karşılamak- gönderen

ülkelerin, ekonomik kalkınma çerçevesinde iş olanaklarını arttırma amacı

ile ve bu yolla bu işçilere dönüşlerinde iş bulmalarını kolaylaştırmak

üzere, göçmen işçilerin biriktirdikleri paraları kendi ülkelerine çekmek

konusundaki çabalarını olumlu karşılamak".

Bu kuralların da belirttiği gibi "Göçmen İşçilerin İnsan Haklan"

aynca ve önemle ele alınması gerekli bir konudur: TBB. bu konu ile

yakından ilgilenmiştir. İlk kez Yönetim Kurulu, yabancı ülkelere en

çok işçi gönderen Sivas İlimizde yaptığı toplantı sonuçlarını bir bildiri

ile kamu oyuna duyurmuştu:

Göçmen işçilerin durumunu ıslah için L'OİT'in ve BİT (Bureau

International du Travail) in çalışmalarını ve özellikle 25-27. Ocak. 1974

de Paris'te toplanan göçmen işçilerin hukuki ve sosyal durumları konulu

milletlerarası konferansın çalışmalarını takdirle karşılamaktayız.

Fakat bu çalışmaların insan haklan doktrini açısından hukuki temellerinin

açıklanmasında, daha bağlayıcı hale getirilmesinde zaruret ve

fayda vardır.

OİT ve BİT'in çahşmaln ile 1973'de Helsinki'de başlayan 1975'de

Cenevre'de çalışmalarını sürdüren ve 1977'den sonra da çalışmalarını

sürdürecek olan "Avrupa'da güvenlik ve işbirliği konferansı" arasında

bir düzenleme ve ayarlama faydalı olacaktır.

"Gerçekte yabancı işçi göçünün tek nedeni ekonomik gereksinmedir.

Ancak, 1950 tarihinden itibaren değişik bir nitelik gösteren göç

deviniminin değişik ve karmaşık birçok nedenleri vardır. Bu nedenler

arasında ortak özellikler gösterenleri bir arada toplayıp iki gruba ayırmak

mümkündür. Bunlar yabancı işçiyi çekici etkenler ve yabancı

işçiyi itici etkenler'dir" (Hasbioğlu, M. İnsan Hakları Karşısında Göçmen

İşçiler- Yargı, 1978, s. 29).

"Göçmen işçilerin yaşama hakkı, özgürlük ve kişi güvenliği çalıştıkları

ülkelerce Evrensel İnsan Hakları Bildirisinin 3. madde hükmüne

uygunluk arzetmelidir. Onların fiziksel güvenliği ve insanlık

vakaları hukuksal güvenoelerle korunmalıdır. Ayrıca ırkçı ve yabancı

düşmanlığı gibi ayrımlara yol açılmamalıdır" (Hasbioğlu, s. 7).

b- Bir toplumda bazı grup insanları bazı haklardan yoksun kılmanın

"insan hakları"na aykırılığı kabul edilmelidir. "Yabancıların

insan hakları" ile "göçmen işçi" sorununu birbirinden avırmak

mümkün değildir, insan haklarının evrenselliği ile yabancı işçilerin

her ülkedeki hukuki statüsünün farklı oluşu izahsız kalmaktadır.

Göçmen işçileri kabul eden ülkede hor görülmeleri sebepleri çeşitlidir.

Hatta bu, göçmen işçinin davranışlarından da ileri gelebilir.

Fakat en ağır basan sebep ırkçılık anlayışının kalıntılarından gelmektedir.

Göçmen işçiye sadece ücretinin ödenmesi yeterli sayılmaz. Sosyal

ve kültürel gelişmesinin gerektirdiği masrafları dayabancı işçinin

maliyetine eklenmelidir.

Yabancı işçinin sendikalaşması sağlanmamaktadır. Sendiklalar

ülkelerinde yabancı işçilerden oluşan "yedek el emeği"ni, işçi sorunlarını

yönetmek tekelciliğinden gelen güçlerini azaltıcı etkenlerden saymaktadırlar

(Calame, s. 84).

El emeğine muhtaç yabancı ülkelerin "işçi politikası" sadece

çıkarcılık ölçüsüne dayanmamahdır. Konu insanlararası "işbirliği"dir.

GÖÇMEN İŞÇİLERİN İNSAN HAKLARI 5

Böylece ölçü çok değişik olacak; "İnsan Haklarında Yeni Anlayışa"

daha uygun sonuçlar verecektir.

Bir insanın yaban» ı bir ülkede, örneğin, turist olarak bulunması ile

"göçmen işçi" olarak bulunması aynı değildir. Çoğunlukla ülkeler

yabancı işçiyi, "tecrit " etmek isrterler. Bunun için de alınan her tedbir

insan haklarında kısmtı doğurur. Bazı ülkeler, tersine yabancı işçiyi

toplumda eritmek, kendilerine mâletmek isterler. Bu ülkeler artık

pek azalmıştır.

Bir başka ülkeye, çalışmaya giden bir işçinin "insan hakları" diye

kabul ve ilân edilen haklardan ve "grev hakkı"ndan yoksun kılmasını,

sırf çalışmak için ülke değiştirmiş olmakla izah etmek mümkünmüdür?

Sosyal güvenlik açısından yerli işçi ile yabancı işçi arasındaki farklar

bazı ülkelerde pek büyük, bazı ülkelerde ise önemsenmeyecek kadar

hafiftir. Bu konuda eşitlik ilkesini sağlamak gerekir. Yabancı işçi

de bütün sigorta kollarından eşitçe faydalanmalıdır. Özellikle "işsizlik

sigortası açısından durum düzeltilmelidir. Bazı "sosyalyardım'-

lardan (örneğin sağlık yardımmdan) faydalanmak için belli bir süre

o ülkede bulunmuş olmak koşulu isabetli değildir.

Göçmen işçilerin insan haklan konusunda en ağır sorun "kaçak

(turist pasaportlu) işçilerin" korku ve iş bulamamak yüzünden en düşük

ücrete ve insanlık dışı yaşama razı olmalarıdır.

3- GÜVENCE:

Gittikleri ülkenin "millî ekonomisi"ne büyük katkıda bulunanların,

kendilerine daha az yabancı gözü ile bakılmasını istemek hakları

kabul edilmelidir.

Eğer yabancı bir ülkede çalışıp üretime katılanlar sadece bir araç,

"bir "eşya" sayılırlarsa, bundan insan haklarının zarar görmediği

öne sürülemez. İnsanhk anlayışının, "örtülü kölelik" örneğine dönüşecek

bir "göçmen işçi " sorununu çözümleyemeyeceğini düşünemiyoruz.

Göçmen işçilerin bilincine vardıkları sorun şudur: Sadece işgücü sayılmamak

isteği.

Öte yandan "İnsan Haklan Evrensel Beyannamesinin 23. maddesinde

öngörülen "elverişli çalışma koşulları", "eşit ücret

hakkı", "çalışanın kendisive ve ailesine insanlık hayasiyetine

uygun yaşayış sağlanması"nı istemek hakkını "göçmen işçiler"

konusunda açıklığa kavuşturacak uluslararası kurallara ihtiyaç

vardır. "Göçmen işçilerin insan hakları" bütün çalışmalann önüne

alınmalıdır.

Daima, belki de haklı olmayan sebeplerle hudut harici edilme

tehlikesi karşısında kalmak insan için zaruri olan emniyet duygusunu

yok etmektedir. Göçmen işçilerin çalışmağa gittiği ülkeden çıkarılması

şartları evvelden, pek açık şekilde tesbit edilmiş olmalıdır. Göçmen işçinin

çalıştığı ülkeden çıkarılması bir adlî güvenceye bağlanmalıdır.

Suçluların geri verilmesinde dahi -genellikle- kabul edilmiş olan adlî

güvence göçmen işçilerden esirgenmemelidir.

Bazı ülkelerde sınır dışı edilmeye karşı ilgiliye bir komisyona başvurma

hakkı tanınmıştır. Fakat bu komisyon idaridir. Kaldıki "acele

hallerde İçişleri Bakanı gecikmeden hudut haricine çıkarma emrini

verebilir" (bk. Granotier, s. 1:55).

Sendikal çabalara katılma, Sendika yönetiminde görev alabilme

açısından yerli-yabancı işçi eşitliği sağlanmalıdır.

4- YÖNETIME KATILMA:

İnsan haklarını saptayan metinlere "çalışanın yönetime

katılması hakkı" eklenmelidir.

Bulunduğumuz çağ, "insan emeği"nin ekonomik ve hukuk analizini

yapmış, bütün ayrıntıları ile değerini açıklamıştır. Sadece ücret

ödenmesi ile emeğin karşılandığını iddiaya imkân yoktur. Bazı ülkelerin

çalışanını yönetime katılmasını sağlayan kanun hükümleri kabul

etmiş olmalarını insan haklarına saygı örneği saymaktayız. Yönetime

katılmanın farklı modelleri olabilir. Fakat bunun insan hakları

arasına alınması her ülkede insanlık idealine doğru ilerlemeyi çabuklaştıracaktır.

Kuşkusuz genel-siyasal seçimlerde "oy hakkı" tanımaya ülkeler

hazır değildir. Fakat bazı hakların tanınmasında sakınca görülemeyecek

bir anlayışın belirli hale geldiğini söyleyebiliriz. Özellikle "Belediye

seçimleri"nde yabancı işçinin oy sahibi olması mümkündür.

Bazı ülkelerin bunu kabul etmiş olması insanlık adına, "onurlu davranışlardan

sayılacaktır. İnsanları bir topluluğa kabul edip, yine de

uzak tutmak anlamsızdır. Ayrıca, "insan vakarı" ile de bağdaşamaz.

tsveç 1976 yılkıdan beri en az üç yıl Isveçte çalışmış ve onsekiz

yaşını doldurmuş yabancı işçiye yerel seçimlerde seçme hakkı tanımıştır.

Diğer bazı ülkelerde de gelişmeler olmuştur.

5- SOSYAL SORUNLAR:

Zengin bir toplumda göçmen işçilerin oluşturduğa "fakir kesim".

Bu sayısız sosyo-psikolojik sorunlar üreten bir durumdur.

GÖÇMEN İŞÇİLERİN İNSAN HAKLARI 7

a- Göçmen işçilerin, çalıştıkları ülkede ayrı bir sosyal sınıf oluşturdukları,

bunlara "proleterya altı" (=sous praleteriat=Lumpenproleteriat)

denildiği bilinmektedir (Granotier, B. Les Travailleurs

immigres en France, Paris, 1976, s. 29; Delevski, Antagonismes sociaux

et proleteriens).

b- "Göçmen işçilerin sosyal patalojisi" ayrıca incelenmelidir:

Göçmen işçilerde en çok rastlanan, başta tüberküloz olmak üzere soluk

alma organları hastalıklarıdır. Bu hastalıklar, genellikle göçten bir

yıl sonra patlak vermektedir. Bundan sonra sindirim organları (başta

ülser), bunlardan sonra da akıl (sinir) hastalıkları görülmektedir. Göçmen

işçilerin suçluluğuna gelince bu da ayrı bir sorundur (Champion,

Y. Migration et Malandie mental, 1965).

Göçmen işçilerin, henüz korunma önlemleri iyice anlaşılamamış

işlerde (atom santralları gibi) çalıştırıldıkları bilinmektedir. Bu gibi

işlerde çalışmış olanlarda "kanser"li oranı yüksektir. Fakat kanser

geç teşhis edildiği için iş-hastalık nedenselliğini, saptamak kolay olmamaktadır.

c- "İşçi ailesinin bölünmüş bir aile düzeni içinde yaşamak zorunda

bırakılması, iki ülke toplumu için de son derece ciddi sosyal sorunlara

yol açabilecek niteliktedir. Bu durum Avrupa Sosyal Haklar Temel

Yasasının (ailenin sosyal, hukuki ve iktisadi hakkı) ile ilgili 16. maddesine

de aykırıdır (Türk-lş Raporu). x

ç- Göçmen işçi, işçi sınıfının, sakıncasız (!) artmasını sağlar.

Çünkü göçmen işçinin siyasal hakkı yoktur; Bu açıdan göçmen işçi

uygulamasının smıflararaşı dengeyi sağladığı da ileri sürülmektedir.

(Granotier, s. 259).

d- Göçmen işçi sorunun siyasal yönü yok değildir. Bölmek ve

hükmetmek takdiği kullanılmıştır. Amerika'da 1919 (Chicago), 1943

(Detroit) kanlı olaylarında işverenlerin zenci işçileri fazlaca alıp onları

grev kırıcı olarak kullanmaları ve bunu ırk ayırımı çatışması gibi gösterdikleri

unutulmamıştır. Göçmen işçilerin de aynı biçimde kullanılmak

istendiğini gösteren olaylara rastlanmaktadır. Göçmen-vatandaş

işçiler arasında zaman zaman raslanan olayları düzeysel nedenlerle izah

etmek yanlıştır. Göçmen - vatandaş işçi karşı karşıya getirilmektedir.

6- DÖNÜŞ:

"Yurt dışında ayırt edici bir sosyal politika çerçevesinde en ağır,

yorucu ve saygınlığı düşük işlerde horlanma pahasına, bir alt proleterya

olarak çalışan göçmen işçiler, güçlükle biriktirip ülkelerine aktarmakta

oldukları dövizlerin, kendi sorunlarının çözümüne katkıda bulunmaktan çok, dışa bağımlı çarpık bir ekonomiyi sürdürmede savurganca

kullanıldığını ve buna bağlı olarak toplumsal yapının dış göçe

zorlayıcı çelişkilerini, daha da keskinleştirici yönde işlev gördüğünü

anlamışlar ve son yıllarda giderek aktarımlarını azaltmışlardır." (Güven,

S. Göçmen İşçinin Sorunu, Cumhuriyet: 25.10.1978). O halde

"işçi dövizinin tahsis biçimi" yasal ölçülere bağlanmalıdır.

Göçten dönüşü engelleyen koşulların kaldırılması sorunu küçümsenemez.

O halde "işçi dövizinin tahsis biçimi"nin sosyal ve yasal ölçülere

bağlanmasında bu sorun başa alınmalıdır.

7- SONUÇ:

Şüphe yokturki endüstrileşmiş veya elemeğine muhtaç memleketlere

kitle halinde işçi göçleri çağımızın büyük sorunlarından biridiı.

İnsan haklarını ilân eden metinlerin bu açıdan gözden geçirilmesinde

yeni önlemkrin alınmasında zorurluk vardır. "Avrupa'da Güvenlik

ve İşbirliği Konferansı Son Senedi"ni, bu bakımdan güçlü bir ginşim

saymakla beraber yeterli bulmamaktayız.

Göçmen işçileıin insan hakları sorunu uluslararası yepyeni bir

hukukun doğuşuna etkili olmaktadır.

"İnsan Hakları" insan'ın yarattığı bir kavramdır. Bu kavram insanın

"mukadderatı"nı yansıtır, somutlaşmadıkça anlamsızda. Çünki

insan soyutta yaşamaz. İnsan, hakları somutlaşmamışsa "hukuk" da

yoktur.
Efe Tuğrul SOLMAZ
.ıIIı.İşçiler.Net.ıIIı. 

Yorumlar-Sorular ve Cevaplar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum-Soru Ekleyin
Başlık
Yorum-Soru
Ad Soyadınız - Şehir
Mail
Mesleğiniz
Beni hatirla
Yeni bir yorum-soru geldiginde haber verin.

Sitemizdeki Tüm Bilgi ve Belgeler Paylaşım Amaçlıdır.İsteyen İstediğini İstediği Yerde Yayınlayabilir.