|
|
|
GÖÇMEN İŞÇİLERİN İNSAN HAKLARI
Efe Tuğrul SOLMAZ
1- KONU
Yakın insanlık tarihinde iki "büyük göç"e raslandı; 19. yüzyılda
Amerika'ya göç ve 20. yüzyılda az gelişmiş ülkelerden Avrupa'ya
göç. Bu iki göç'ün karşılaştırılmasında ilginç sonuçlar çıkarılabilir.
İkinci Büyük Göç'ün asıl nedenleri ekonomiktir. Bu nedenler şöylece
özetlenebilir:
Göçmen işçi akımının yakın gelecekte duraklayacağı yolundaki
kuşkular -hiç olmazsa şimdilik-yersizdir. Çünkü artık-değerden faydalanma
bu işçileri kabul eden ülkelerde millî ekonominin önemli unsurlarından
biri haline geldi.
a- Artık-değer kavramı yabancı işçi açısından daha açık biçimde
kendini gösterir. Yabancı işçi kullanma isteğinin kökeninde artık-değerden
işverenin daha fazla istifade edebildiği gerçeği yatar (bk, Granotier,
s. 252). İşverenin sağlık, işgüvenliği ve benzeri yükümlülüklerinde
tasarrufa gittiği, hiçbir siyasal hakkı, işten çıkarılmada güvencesi olmayan
yabancı işçinin "hak arama özgürlüğü"nün bulunmadığı düşünülürse,
insan hakları açısından konunun önemi daha iyi anlaşılır.
b- Göçmen işçi, çalıştıkları ülkede işsizliği artıtırmakta mıdır?
Konuyu inceleyemeyenler bu soruyu olumlu yanıtlarlar. Gerçek şudur;
yabancı işçi kabul eden ülkede bazı ağır veya itibarsız işleri o memleketin
kendi işçileri yapmak istememektedirler ve daha ziyade mesleki
yetişim isteyen hizmetlerde "vasıflı işçi" olarak çalışmak istemektedirler.
Fakat bir kesim insanlann üst düzeyde kalabilmeleri için bir kesim
insanın kullanılmasının insan hakları açısından izahı nasıl yapılapılacaktır
?
c- Az veya çok vasıflı işçi kullanan işyerlerini kapsayan ülkeler,
işçinin bu vasfı kazanması masraflarına katılmadan onlardan istifade
edebilmektedir.
ç- Çalışanın ailesine sosyal güvenlik yardımları açısından göçmen
işçi, vatandaş işçiden daha aza mâlolmaktadır. Zira göçmen işçinin,
beraberinde getirdiği aile efradı vatandaş işçiye kıyasla daha az
kalabalıktır.
d- Göçmen işçinin, üretimin önemli bir miktarını memleketine
gönderdiği, pek az tükettiği düşünülürse çalıştığı ülkede enflasyonu
yavaşlatan bir etkenliği olduğu da kabul edilebilir.
e- Göçmen işçi bulunduğu ülkenin genel masraflarına katılmakta,
fakat bu katılmanın karşılığından aynı payı alamamaktadır. Bu
suretle dolaylı yoldan, örneğin milli işsizlik sigortasının kaynağı çalışarak
beslemektedir.
2- GİRİŞ:
İkinci büyük göç bütün dünyada 1950 yıllarında başlamış, 1970
yılma doğru en yoğun halini almıştır. Türki>eden dışarıya göçün tarihleri
de buna uygundur. Sanayileşmiş ülkelerde sanayileşme hızı ile
insan gücü artışı aynı oranı izleyememiş, iş gücü açığı hızla büyümüştür.
Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde ise sanayileşme düşük
hızdadır, buna karşın işsiz güç ve nüfus daha hızlı bir artış gösterdi.
Böylece bir iş gücü fazlası ortaya çıktı. Aynı nedenler iç göçler için de .
geçerlidir. Fakat kentsel göç de işgücü fazlasını karşılayacak durumda
olmamaktadır. Dış göçlere memleket içi ücretin düşüklüğünün de
etkili olduğu söylenebilir.
"Yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının sosyal güvenliği hakkındaki"
2147 sayılı Kanunun TBMM'ndde görüşülmesi sırasında yapılan
açıklamalarda da değinildiği gibi "klasik ve evrensel insan hakları
yanmda sosyal hakların da yeni içerik ve boyutlar kazandığı günümüzde
yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın sosyal güvenlikleri ile
ilgilenmek devletin başta gelen görevlerindendir", "Avrupada yalnız
insan hakları sözleşmesi değil, onun yanında Avrupa sosyal şartı da
büyük ölçüde geliştirilmiş, yeni içerik ve boyutlar kazanmıştır" (Yasa
Kütüğü n. 6 s. 39).
İnsan haklarını yeniden tesbit edecek, şimdiye kadar bilinenleri
daha etkili hale getirecek, Uluslararası bir metne ihtiyaç vardır. İnsan
haklarına yenilerinin eklenmesi, eski -yeni hakların bir sistem,
genel bir görüş içinde tertibi gerekli hale gelmiştir. Helsinki anlaşması
"son senet"inin bu ihtiyacı yansıttığını görmekteyiz.
a- İnsanlık öyle bir döneme girmiştir ki 1789 "İnsan ve Vatandaş
Hakları Beyannamesi"nden, 1948 "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”
GÖÇMEN İŞÇİLERİN İNSAN HAKLARI 3
yannamesi"nden "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden bugüne kadar
ilân edilen metinler, klâsik metinler haline gelmiş, yetersiz oldukları
anlaşılmışta-. Vaktiyle ancak o kadar yapılabilmişti.
Oysa günümüz, insan haklarının sınırlarını daha genişletmeyi önleyen
engelleri kaldırmış veya azaltmıştır. Halen, daha geniş bir
görüşle bu hakların düzenlenmesi olanakları artmış gözükmektedir.
İnsan haklan demeçlerinin yayınlandığı tarihlerde "yabancı (göçmen)
işçi" sorunu yoktu. "Yabancı" ile "Vatandaş" arasındaki
fark genişledikçe, bundan "insan hakları zarar görür. Gittikleri ülkenin
ekonomisine büyük katkıda bulunan "geçmen işçi" sorunu bu
konuyu daha gerçekçi bir açıdan incelemeyi zorunlu kılmıştır (Bk.
Calame, P. Les Travailleus Etrangers, Paris 1972, s. 13).
İnsan haklan açısından göçmen işçilerin milletlerarası statüsünün
tesbit edilmesi ve insan hakları ilekesini benimsemiş ülkelerin bu
statüyü kabule davet olunmaları zamanı gelmiştir. Göçmen işçiler sorununu
"bırakınız gitsinler, bırakınız gelsinler" folmülüne bağlayan,
bunda gönderen ülkeler açısmdan elemeği fazlasına yatırım alanı,
elemeğine ihtiyaç duyan ülke açısmdan da açığı kapama olanağı gören
akım, elemeği piyasasında "serbestlik" anlayışını yansıtır. Fakat
bu "liberalizm" gün geçtikçe geçerliliğini yitirmektedir. Helsinki antlaşması
da bunu kanıtlamıştır.
Helsinki Antlaşmasının "Göçmen İşgücünün Ekonomik ve Sosyal
Yönleri' bölümünde katılan devletler şu yükümlülükleri kabul etmişlerdir:
"Göçmen işçiler ve kabul eden ülkelerin vatandaşları arasında
iş ve çalışma koşulları ve sosyal sigortalar bakımından "hak eşitliğini
özellikle konut koşullan sağlamaya çaba göstermek -göçmen işçilerin,
işsizlik durumunda kabul eden ülkenin kendi vatandaşlarma sağladığı
başka uygun iş bulma olanaklarından, elverdiği ölçüde, kabul eden ülke
dilinde parasız öğretim sağlanmasını olumlu karşılamak- gönderen
ülkelerin, ekonomik kalkınma çerçevesinde iş olanaklarını arttırma amacı
ile ve bu yolla bu işçilere dönüşlerinde iş bulmalarını kolaylaştırmak
üzere, göçmen işçilerin biriktirdikleri paraları kendi ülkelerine çekmek
konusundaki çabalarını olumlu karşılamak".
Bu kuralların da belirttiği gibi "Göçmen İşçilerin İnsan Haklan"
aynca ve önemle ele alınması gerekli bir konudur: TBB. bu konu ile
yakından ilgilenmiştir. İlk kez Yönetim Kurulu, yabancı ülkelere en
çok işçi gönderen Sivas İlimizde yaptığı toplantı sonuçlarını bir bildiri
ile kamu oyuna duyurmuştu:
Göçmen işçilerin durumunu ıslah için L'OİT'in ve BİT (Bureau
International du Travail) in çalışmalarını ve özellikle 25-27. Ocak. 1974
de Paris'te toplanan göçmen işçilerin hukuki ve sosyal durumları konulu
milletlerarası konferansın çalışmalarını takdirle karşılamaktayız.
Fakat bu çalışmaların insan haklan doktrini açısından hukuki temellerinin
açıklanmasında, daha bağlayıcı hale getirilmesinde zaruret ve
fayda vardır.
OİT ve BİT'in çahşmaln ile 1973'de Helsinki'de başlayan 1975'de
Cenevre'de çalışmalarını sürdüren ve 1977'den sonra da çalışmalarını
sürdürecek olan "Avrupa'da güvenlik ve işbirliği konferansı" arasında
bir düzenleme ve ayarlama faydalı olacaktır.
"Gerçekte yabancı işçi göçünün tek nedeni ekonomik gereksinmedir.
Ancak, 1950 tarihinden itibaren değişik bir nitelik gösteren göç
deviniminin değişik ve karmaşık birçok nedenleri vardır. Bu nedenler
arasında ortak özellikler gösterenleri bir arada toplayıp iki gruba ayırmak
mümkündür. Bunlar yabancı işçiyi çekici etkenler ve yabancı
işçiyi itici etkenler'dir" (Hasbioğlu, M. İnsan Hakları Karşısında Göçmen
İşçiler- Yargı, 1978, s. 29).
"Göçmen işçilerin yaşama hakkı, özgürlük ve kişi güvenliği çalıştıkları
ülkelerce Evrensel İnsan Hakları Bildirisinin 3. madde hükmüne
uygunluk arzetmelidir. Onların fiziksel güvenliği ve insanlık
vakaları hukuksal güvenoelerle korunmalıdır. Ayrıca ırkçı ve yabancı
düşmanlığı gibi ayrımlara yol açılmamalıdır" (Hasbioğlu, s. 7).
b- Bir toplumda bazı grup insanları bazı haklardan yoksun kılmanın
"insan hakları"na aykırılığı kabul edilmelidir. "Yabancıların
insan hakları" ile "göçmen işçi" sorununu birbirinden avırmak
mümkün değildir, insan haklarının evrenselliği ile yabancı işçilerin
her ülkedeki hukuki statüsünün farklı oluşu izahsız kalmaktadır.
Göçmen işçileri kabul eden ülkede hor görülmeleri sebepleri çeşitlidir.
Hatta bu, göçmen işçinin davranışlarından da ileri gelebilir.
Fakat en ağır basan sebep ırkçılık anlayışının kalıntılarından gelmektedir.
Göçmen işçiye sadece ücretinin ödenmesi yeterli sayılmaz. Sosyal
ve kültürel gelişmesinin gerektirdiği masrafları dayabancı işçinin
maliyetine eklenmelidir.
Yabancı işçinin sendikalaşması sağlanmamaktadır. Sendiklalar
ülkelerinde yabancı işçilerden oluşan "yedek el emeği"ni, işçi sorunlarını
yönetmek tekelciliğinden gelen güçlerini azaltıcı etkenlerden saymaktadırlar
(Calame, s. 84).
El emeğine muhtaç yabancı ülkelerin "işçi politikası" sadece
çıkarcılık ölçüsüne dayanmamahdır. Konu insanlararası "işbirliği"dir.
GÖÇMEN İŞÇİLERİN İNSAN HAKLARI 5
Böylece ölçü çok değişik olacak; "İnsan Haklarında Yeni Anlayışa"
daha uygun sonuçlar verecektir.
Bir insanın yaban» ı bir ülkede, örneğin, turist olarak bulunması ile
"göçmen işçi" olarak bulunması aynı değildir. Çoğunlukla ülkeler
yabancı işçiyi, "tecrit " etmek isrterler. Bunun için de alınan her tedbir
insan haklarında kısmtı doğurur. Bazı ülkeler, tersine yabancı işçiyi
toplumda eritmek, kendilerine mâletmek isterler. Bu ülkeler artık
pek azalmıştır.
Bir başka ülkeye, çalışmaya giden bir işçinin "insan hakları" diye
kabul ve ilân edilen haklardan ve "grev hakkı"ndan yoksun kılmasını,
sırf çalışmak için ülke değiştirmiş olmakla izah etmek mümkünmüdür?
Sosyal güvenlik açısından yerli işçi ile yabancı işçi arasındaki farklar
bazı ülkelerde pek büyük, bazı ülkelerde ise önemsenmeyecek kadar
hafiftir. Bu konuda eşitlik ilkesini sağlamak gerekir. Yabancı işçi
de bütün sigorta kollarından eşitçe faydalanmalıdır. Özellikle "işsizlik
sigortası açısından durum düzeltilmelidir. Bazı "sosyalyardım'-
lardan (örneğin sağlık yardımmdan) faydalanmak için belli bir süre
o ülkede bulunmuş olmak koşulu isabetli değildir.
Göçmen işçilerin insan haklan konusunda en ağır sorun "kaçak
(turist pasaportlu) işçilerin" korku ve iş bulamamak yüzünden en düşük
ücrete ve insanlık dışı yaşama razı olmalarıdır.
3- GÜVENCE:
Gittikleri ülkenin "millî ekonomisi"ne büyük katkıda bulunanların,
kendilerine daha az yabancı gözü ile bakılmasını istemek hakları
kabul edilmelidir.
Eğer yabancı bir ülkede çalışıp üretime katılanlar sadece bir araç,
"bir "eşya" sayılırlarsa, bundan insan haklarının zarar görmediği
öne sürülemez. İnsanhk anlayışının, "örtülü kölelik" örneğine dönüşecek
bir "göçmen işçi " sorununu çözümleyemeyeceğini düşünemiyoruz.
Göçmen işçilerin bilincine vardıkları sorun şudur: Sadece işgücü sayılmamak
isteği.
Öte yandan "İnsan Haklan Evrensel Beyannamesinin 23. maddesinde
öngörülen "elverişli çalışma koşulları", "eşit ücret
hakkı", "çalışanın kendisive ve ailesine insanlık hayasiyetine
uygun yaşayış sağlanması"nı istemek hakkını "göçmen işçiler"
konusunda açıklığa kavuşturacak uluslararası kurallara ihtiyaç
vardır. "Göçmen işçilerin insan hakları" bütün çalışmalann önüne
alınmalıdır.
Daima, belki de haklı olmayan sebeplerle hudut harici edilme
tehlikesi karşısında kalmak insan için zaruri olan emniyet duygusunu
yok etmektedir. Göçmen işçilerin çalışmağa gittiği ülkeden çıkarılması
şartları evvelden, pek açık şekilde tesbit edilmiş olmalıdır. Göçmen işçinin
çalıştığı ülkeden çıkarılması bir adlî güvenceye bağlanmalıdır.
Suçluların geri verilmesinde dahi -genellikle- kabul edilmiş olan adlî
güvence göçmen işçilerden esirgenmemelidir.
Bazı ülkelerde sınır dışı edilmeye karşı ilgiliye bir komisyona başvurma
hakkı tanınmıştır. Fakat bu komisyon idaridir. Kaldıki "acele
hallerde İçişleri Bakanı gecikmeden hudut haricine çıkarma emrini
verebilir" (bk. Granotier, s. 1:55).
Sendikal çabalara katılma, Sendika yönetiminde görev alabilme
açısından yerli-yabancı işçi eşitliği sağlanmalıdır.
4- YÖNETIME KATILMA:
İnsan haklarını saptayan metinlere "çalışanın yönetime
katılması hakkı" eklenmelidir.
Bulunduğumuz çağ, "insan emeği"nin ekonomik ve hukuk analizini
yapmış, bütün ayrıntıları ile değerini açıklamıştır. Sadece ücret
ödenmesi ile emeğin karşılandığını iddiaya imkân yoktur. Bazı ülkelerin
çalışanını yönetime katılmasını sağlayan kanun hükümleri kabul
etmiş olmalarını insan haklarına saygı örneği saymaktayız. Yönetime
katılmanın farklı modelleri olabilir. Fakat bunun insan hakları
arasına alınması her ülkede insanlık idealine doğru ilerlemeyi çabuklaştıracaktır.
Kuşkusuz genel-siyasal seçimlerde "oy hakkı" tanımaya ülkeler
hazır değildir. Fakat bazı hakların tanınmasında sakınca görülemeyecek
bir anlayışın belirli hale geldiğini söyleyebiliriz. Özellikle "Belediye
seçimleri"nde yabancı işçinin oy sahibi olması mümkündür.
Bazı ülkelerin bunu kabul etmiş olması insanlık adına, "onurlu davranışlardan
sayılacaktır. İnsanları bir topluluğa kabul edip, yine de
uzak tutmak anlamsızdır. Ayrıca, "insan vakarı" ile de bağdaşamaz.
tsveç 1976 yılkıdan beri en az üç yıl Isveçte çalışmış ve onsekiz
yaşını doldurmuş yabancı işçiye yerel seçimlerde seçme hakkı tanımıştır.
Diğer bazı ülkelerde de gelişmeler olmuştur.
5- SOSYAL SORUNLAR:
Zengin bir toplumda göçmen işçilerin oluşturduğa "fakir kesim".
Bu sayısız sosyo-psikolojik sorunlar üreten bir durumdur.
GÖÇMEN İŞÇİLERİN İNSAN HAKLARI 7
a- Göçmen işçilerin, çalıştıkları ülkede ayrı bir sosyal sınıf oluşturdukları,
bunlara "proleterya altı" (=sous praleteriat=Lumpenproleteriat)
denildiği bilinmektedir (Granotier, B. Les Travailleurs
immigres en France, Paris, 1976, s. 29; Delevski, Antagonismes sociaux
et proleteriens).
b- "Göçmen işçilerin sosyal patalojisi" ayrıca incelenmelidir:
Göçmen işçilerde en çok rastlanan, başta tüberküloz olmak üzere soluk
alma organları hastalıklarıdır. Bu hastalıklar, genellikle göçten bir
yıl sonra patlak vermektedir. Bundan sonra sindirim organları (başta
ülser), bunlardan sonra da akıl (sinir) hastalıkları görülmektedir. Göçmen
işçilerin suçluluğuna gelince bu da ayrı bir sorundur (Champion,
Y. Migration et Malandie mental, 1965).
Göçmen işçilerin, henüz korunma önlemleri iyice anlaşılamamış
işlerde (atom santralları gibi) çalıştırıldıkları bilinmektedir. Bu gibi
işlerde çalışmış olanlarda "kanser"li oranı yüksektir. Fakat kanser
geç teşhis edildiği için iş-hastalık nedenselliğini, saptamak kolay olmamaktadır.
c- "İşçi ailesinin bölünmüş bir aile düzeni içinde yaşamak zorunda
bırakılması, iki ülke toplumu için de son derece ciddi sosyal sorunlara
yol açabilecek niteliktedir. Bu durum Avrupa Sosyal Haklar Temel
Yasasının (ailenin sosyal, hukuki ve iktisadi hakkı) ile ilgili 16. maddesine
de aykırıdır (Türk-lş Raporu). x
ç- Göçmen işçi, işçi sınıfının, sakıncasız (!) artmasını sağlar.
Çünkü göçmen işçinin siyasal hakkı yoktur; Bu açıdan göçmen işçi
uygulamasının smıflararaşı dengeyi sağladığı da ileri sürülmektedir.
(Granotier, s. 259).
d- Göçmen işçi sorunun siyasal yönü yok değildir. Bölmek ve
hükmetmek takdiği kullanılmıştır. Amerika'da 1919 (Chicago), 1943
(Detroit) kanlı olaylarında işverenlerin zenci işçileri fazlaca alıp onları
grev kırıcı olarak kullanmaları ve bunu ırk ayırımı çatışması gibi gösterdikleri
unutulmamıştır. Göçmen işçilerin de aynı biçimde kullanılmak
istendiğini gösteren olaylara rastlanmaktadır. Göçmen-vatandaş
işçiler arasında zaman zaman raslanan olayları düzeysel nedenlerle izah
etmek yanlıştır. Göçmen - vatandaş işçi karşı karşıya getirilmektedir.
6- DÖNÜŞ:
"Yurt dışında ayırt edici bir sosyal politika çerçevesinde en ağır,
yorucu ve saygınlığı düşük işlerde horlanma pahasına, bir alt proleterya
olarak çalışan göçmen işçiler, güçlükle biriktirip ülkelerine aktarmakta
oldukları dövizlerin, kendi sorunlarının çözümüne katkıda bulunmaktan çok, dışa bağımlı çarpık bir ekonomiyi sürdürmede savurganca
kullanıldığını ve buna bağlı olarak toplumsal yapının dış göçe
zorlayıcı çelişkilerini, daha da keskinleştirici yönde işlev gördüğünü
anlamışlar ve son yıllarda giderek aktarımlarını azaltmışlardır." (Güven,
S. Göçmen İşçinin Sorunu, Cumhuriyet: 25.10.1978). O halde
"işçi dövizinin tahsis biçimi" yasal ölçülere bağlanmalıdır.
Göçten dönüşü engelleyen koşulların kaldırılması sorunu küçümsenemez.
O halde "işçi dövizinin tahsis biçimi"nin sosyal ve yasal ölçülere
bağlanmasında bu sorun başa alınmalıdır.
7- SONUÇ:
Şüphe yokturki endüstrileşmiş veya elemeğine muhtaç memleketlere
kitle halinde işçi göçleri çağımızın büyük sorunlarından biridiı.
İnsan haklarını ilân eden metinlerin bu açıdan gözden geçirilmesinde
yeni önlemkrin alınmasında zorurluk vardır. "Avrupa'da Güvenlik
ve İşbirliği Konferansı Son Senedi"ni, bu bakımdan güçlü bir ginşim
saymakla beraber yeterli bulmamaktayız.
Göçmen işçileıin insan hakları sorunu uluslararası yepyeni bir
hukukun doğuşuna etkili olmaktadır.
"İnsan Hakları" insan'ın yarattığı bir kavramdır. Bu kavram insanın
"mukadderatı"nı yansıtır, somutlaşmadıkça anlamsızda. Çünki
insan soyutta yaşamaz. İnsan, hakları somutlaşmamışsa "hukuk" da