4857 Sayılı İş Kanunu

İŞÇİLERİN EN BÜYÜK SORUNU ?
Asgari Ücret
Sigortasız Çalıştırılma
Pasif Sendikalar
Psikolojik Baskı
Kurumlararası Geçiş
Tayin
6 Ay Çalış 6 Ay Yat
İşçi - Memur Ayrımı
Sağlıksız İş Ortamı
Kıdem Tazminatı Hakkı
4 - C Zûlmü


İşte özgür dünya
İşte özgür dünya
İşte özgür dünya

Üstat Ken Loach yeni filmi ‘İşte Özgür Dünya’da gene işçi sınıfının sorunlarına, dünyasına ama bu kez işverenin gözüyle bakıyor

Ken Loach İngiltere’de asla profesyonel futbol ligine çıkamamış Bath City takımını destekliyor. Bunu bilmek, Loach’un sinemasında, işçi sınıfından insanların ya da bir şekilde toplum dışına itilenlerin gündelik sorunlarına odaklandığı Kes/Kerkenez (1969), Riff-Raff/Ayak Takımı (1990), Raining Stones/Yağan Taşlar (1993) ve Ladybird Ladybird/Minik Kuş Minik Kuş (1994) benzeri filmlerindeki tavrını anlamak açısından önemli. Loach taraf tutmayı, nerede durduğunu göstermeyi seven bir yönetmen. Tuttuğu taraf, futbol takımı tercihinde olduğu gibi hep ezilenler, marjinalleştirilmeye, unutturulmaya çalışanlar oluyor.
Ken Loach sineması denince akla ilk gelen, işçi sınıfı ve bu sınıfın acımasız kapitalist sistem içindeki mücadelesidir hiç kuşkusuz. Sosyalist gerçekçilik üzerine kurulu sinema anlayışıyla Loach, filmleriyle işçi sınıfının problemlerine büyüteç tutarak toplumu bilinçlendirmeyi hedefliyor. Bu bilinçlendirme hedefini destekleyecek şekilde, sinemasında dolayımlar, üstü kapalı göndermeler ya da sembollerden çok, doğrudan doğruya meseleye işaret eden, duru bir anlatım tarzına sahip. Kimileri, özellikle İngiltere tarihi ile ilgili meselelerde onun keskin anti-İngiliz tutumundan hoşlanmayan bazı eleştirmenler, Loach’un bu tarzının fazlasıyla düz, çiğ ve slogancı olduğunu iddia ediyor. Evet, Loach’un sineması düz olmasına düz ama asla çiğ ve slogancı değil, çünkü bu düzlükte tartıştığı meselelerin ciddiyetini her zaman korumayı başarıyor. Yer aldığı tarafı açıkça belli etse de, o tarafın da her şeyin giderek kötüye gittiğini, taraf içinde yeni taraflar oluştuğunu söylemekten geri durmuyor. Loach’un taraflı olduğu için sıkça eleştirilen sineması, o tarafta yapılması gerekenlere dair sorular da üreten bir sinema aynı zamanda.

Angie’nin azmi
Loach’ın son filmi It’s a Free World/İşte Özgür Dünya (2008), Angie’nin (Kierston Wareing) çalıştığı iş bulma ajansından kovulmasıyla başlıyor. Angie kovulduktan sonra gözüpek kişiliğiyle kendi işini kurmaya karar veriyor. Kovulduğu işyerinin izinden giderek yerini yurdunu terk edip Doğu Avrupa’dan Londra’nın buram buram endüstri kokan Doğu Yakası sokaklarına düşen çaresiz göçmenlere iş ve ev bulmaya başlıyor. Ev arkadaşı Rosie’yle evlerinin mutfağından yürütmeye başladıkları bu iş adeta bir ‘Amerikan Rüyası’ gibi parlıyor ilk zamanlarda. Ama Angie çok çabuk başarılı olsa da yeşil bir ışık değil bu rüyada gördüğümüz. Angie’nin gereğinden fazla yasadışı işe girmesi, yaptıkları işten rahatsız olan ortağı Rosie, babası ve hatta kendisiyle yaşadığı iç çelişkiler durumu iyice çetrefilli hale sokuyor. Angie’nin gözü o kadar kör oluyor ki, lisanssız çalışmaya aldırmıyor. Yasadışı yollarla pasaport bulmak, bir sürü adamı barınak denemeyecek yerlere sıkıştırmak, insanı insanlıktan çıkaracak işler bulmak hiç de rahatsız etmiyor onu. Sadece, son derece ağır bir işe yerleştirip bir de ‘ev’ bulduğu İranlı aile onu biraz etkiliyor gibi. Hiyerarşinin en dibinden yukarılara çıkan ve sonunda paraya hükmeden kadın, kendi kapitalizminde boğuluyor. İçinde yaşadığı sokaklar, bulunduğu iş ortamı onu giderek canavarlaştırıyor.

Angie’nin mazeretleri
Hoşumuza gitse de gitmese de her şeye bir mazereti var. Çünkü çıkar peşinde koşan Angie’nin tek başına bakmak zorunda olduğu bir çocuğu var. Bahaneleri hep hazır, hep aynı: ‘İlkokula giden oğlum var, babasız büyütüyorum onu’. 11 yaşındaki oğlu sürekli kendini melekleştirmeye çalışan Angie’yi aklıyor. Öyle ki, ne yaparsa yapsın ondan nefret edemiyor seyirci. Ancak gündüz motosikletine binip işçilerini toplayan Angie, kapitalizm oyununu kurallarına göre oynamayı biliyor.
Filmi esas enteresan kılan, göçmen sorununa sadece işçilerin gözünden değil işverenin gözünden bakması. Ken Loach, İngiliz Socialist Worker dergisine verdiği röportajda “Sömürülenlerin değil sömürenlerin gözünden bakan bir film yapmak istedik” diyor. Bir ekmek parasına kendini heba eden insanların günlük öykülerini anlatırken, bir yandan da düzenin tepesindekilerin de bir sebebi olduğunu söylemeye çalışıyor. Sosyal bir bilinçle yola çıksa da, yönetmenin tek bir senaryoda bütün sorunları toplaması elbette imkansız. Ancak Angie’nin kendisini ortada bırakan sistemin kurallarıyla var olmaya çalışması toplumdaki sosyal evrimi özetliyor.

İşte Özgür Dünya soruna bir çözüm önermiyor, öneremez de zaten çünkü filmde gördüklerimiz boyunu aşan problemin ufak bir kısmı sadece. Ancak film, işsizlik ve sömürü gibi, dikkati çektiği sorunlar açısından önemli bir yapım. Loach’un onca eleştiri karşısında, bir Batı Avrupa ülkesinde kapitalist düzeni eleştirme cesareti ise ayrıca takdire değer..

Yorumlar-Sorular ve Cevaplar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum-Soru Ekleyin
Başlık
Yorum-Soru
Ad Soyadınız - Şehir
Mail
Mesleğiniz
Beni hatirla
Yeni bir yorum-soru geldiginde haber verin.

Sitemizdeki Tüm Bilgi ve Belgeler Paylaşım Amaçlıdır.İsteyen İstediğini İstediği Yerde Yayınlayabilir.