|
|
| |||
|
![]() |
![]() |
Tarihte bilinen anlaşmazlıklar sonunda siyasi ve zamanla dini içerikli bir takım gruplar ortaya çıkmıştır. Bu grupların zamanla doğrudan dinin ilkeleri sayılan konularda da farklı görüşler geliştirdikleri görülmüştür. Kur'an ayetlerinin nasıl anlaşılabileceği, Risaletin mahiyeti, geçmiş ümmetlerin durumu, gibi pek çok konuda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Özellikle fetihlerin gelişmesi ile birlikte farklı din/dil ve kültür havzaları ile müslümanların karşılaşmaları yepyeni sorunlarla ve bu sorunlar hakkında her grubun kendine göre farklı cevaplar vermesi sonucuna da yol açmıştır.
Bütün tarih boyunca en çok tartışma konularının başında "hadis" konusu yer almıştır. Çünkü Hz. Muhammed (sav) in sağlığında onun bütün hadisleri yazılmadığı için, sonradan gelen kötü niyetli kimseler için bu durum ister istemez istismar edilen bir fırsat alanı oluşturmuştur. Çünkü o günün şartlarında, fetihlerle birlikte Atlas Okyanusundan Türkistan’a kadar uzanan coğrafyada, bütün müslümanların İslami konularda yeterli eğitim almaları, hangi sözün gerçekten Hz. Muhammed (sav) e ait olduğunun bilinmesi, okuma yazma oranının azlığı, haberleşmenin yetersizliği, hadis metinlerinin yer aldığı yazılı nüshaların pek çok bölgede hiç olmayışı veya azlığı, Hz. Muhammed (sav) adına pek çok sözün uydurulmasına sebep olmuştur. Çünkü her hangi bir şahıs adına uydurulacak bir söz her kes için bağlayıcı olamayacaktı. Ama Hz. Muhammed (sav) adına uydurulacak bir sözün bütün müslümanlar üzerindeki ağırlığı dikkate alınırsa, uydurmanın özellikle niçin onun adına yapıldığı da anlaşılmış olacaktır.
Hadis bilgini/alimi/İmamı diye adlandırılan şahıslar bu dönemde önemli bir çaba içine girmişlerdir. Hz. Muhammed (sav) e ait olduğu iddia edilen sözlerin gerçekten ona ait olup olmadığını tesbit etmeye çalışmışlardır. Bilindiği gibi "rical ilmi" adı verilen bir yöntemle, Hz. Muhammed (sav) e ait olduğu iddia edilen sözleri anlatan kişilerin, müslüman olup olmadığı, yalancı olup olmadığı, bir hafıza kaybına uğrayıp uğramadığı hususlarda araştırmalar yapmışlardır. Elde ettikleri sonuca göre de, Hz. Muhammed (sav) den söz aktaran kişilerin güvenilir olup olmadıkları sonucuna ulaşmışlardır. Esas itibarı ile Ravileri (Aktaranları) ele alıp incelemişlerdir. Ulaşabildikleri bilgilere göre elbette isabetleri de isabetsizlikleri de olabilir. Araştırmalarını metinden ziyade ravi üzerinde yoğunlaştırmış olmaları da bazı eksikliklere yol açmış olabilir. Metin üzerinde yeterince yoğunlaşmamış olmak raviler üzerindeki yoğunlaşmayı gereksiz ve önemsiz etmeyecektir.
Hadis metinlerinin bazılarının bir kısım farklılıklarla değişik hadis bilginleri tarafından tekrarlanması bu hadis bilginlerinin birbirinden bağımsız çalıştıklarını göstereceği gibi yine birinin sahihdir dediği bir hadis metnine bir başkasının sahih değildir demesi birbirinden bağımsız çalıştıklarını gösteren önemli bir kanıt olmalıdır.
Hadis imamlarının çoğunluğunun farklı zaman ve farklı bölgelerde yaşamış olmaları da bağımsız çalışmalarının başka bir göstergesidir. Hadis imamlarının on binlerce sözü Hz. Muhammed (sav) e ait olması inandırıcı değildir diye reddetmeleri de, onların döneminde de yoğun bir şekilde hadis uydurmasının yapıldığını gösterir. Hadis imamları da meşgale alanları gereği bu uydurmaları muhtemelen ayrıntılı olarak biliyorlardı. Buna karşılık hadis rivayetlerinin güvenilir olmasını anlamak için bir takım ölçüler geliştirdiler.
Hadis imamlarının da birer insan olmaları hasebiyle elbette bazı görüşlerinde, tercihlerinde ve elde ettikleri sonuçlarında yanılmaları mümkündür ve muhtemeldir. Birisi iyi niyetli olarak bu yanılgıları ortaya koyan bir çalışma yapsa faydalı da olur. Ancak hadis imamlarının yanılgıları onların kötü niyetli olduklarını ve çalışmalarının da İslam için zararlı olduğunun iddia edilmesi ise asla iyi niyetle, adaletle ve insafla bağdaştırılamaz. Hadis imamlarının birbirleri ile bağlantılı olarak hadis uydurduklarının iddia edilmesi ise her şeyden önce insan aklına saygısızlıktır.
Hadis imamlarına insan aklını ve İslam tarihini yok sayan eleştiriler yöneltenler bununla yetinmeyip aynı eleştirilerine mezhep imamlarını da katarak iddialarını daha geniş alanlara yaymaya çalışmaktadırlar. Ha dis imamı diye bilinenler Arap değilmiş! Arap olmasalar ne olur? Arap olmayınca biz hadis ve mezhep İmamlarını "mevali" mi sayacağız? Arap coğrafyasında doğup büyüyenler ırken olmasalar bile kültür olarak nasıl Arap olmazlar? İmam Malik, Ahmet İbni Hanbel, İmam Şafii ve İmam Ebu Hanife nasıl Arap olmayacaklar? Ebu Hanifenin baba tarafının, Fars veya Türk olması bir şey ifade etmez. Çünkü Ebu Hanife Irak'ta doğup büyümüştür. Arap Kültür havzası içerisinde büyümüş yetişmişdir. Ebu Hanifenin baba tarafın dan yola çıkarak, onun Arap olmadığı ve Arapçayı bilmediği buna bağlı olarak İslamın temel rükünleri hak kında ortaya koyduklarının güvenilmez olduğunun iddia edilmesi hiç bir anlam ifade etmeyecektir. Ebu Hanife sağlığında görüşlerini, takip ettiği usulü kendisi yazmamıştır. Nereden biliniyor? Tarihten öğreniyoruz ki Ebu Hanife sağlığında bir kitap yazmamış. Aksini iddia edende yoktur. Ancak Ebu Hanife’nin sağ lığında bir kitap yazmadığını bize öğreten Tarih kendi metodu ile aynı Ebu Hanife’nin, İslamın temel rükünleri hakkında görüş açıklarken nasıl bir usül takip ettiğini bize öğretemez mi? Elbette öğretmiştir. Yeryüzünde İslamın anlaşılması konusunda Ebu Hanife’nin tercih ettiği usülü benimseyenler aksi halde niçin yüzlerce yıldır onun adı ile adlandırılmış olsunlar?
Hadis ve mezhep imamlarının, birbirleri ile bağlantılı olarak, hadis uydurdukları ise tek kelime ile iftiradır. Farklı zaman ve bölgelerde yaşayanlar, takip ettikleri usül sebebiyle birbirini kıyasıya eleştirenler nasıl hadis uydurmak için kendi kendileri ile anlaşmış olabilirler? İmam Buhari’nin, İmam Ebu Hanife hakkındaki ağır eleştirileri bile muvazalı bir uydurma iddiasının sınır tanımaz bir iftira ve hatta cehalet olduğunu göstermektedir.
Ehli Sünnet havzasında sahih sayılan hadis kitaplarını, telif eden hadis bilginlerinin, Buhara-Tirmiz-Nesa-Horasan gibi yerlerde doğup büyümeleri, Arap olmayışlarına, Arapça bilmeyişlerine buna bağlı olarak İslamın temel rükünleri hakkında görüş ortaya koyamacaklarının delili olarak asla kullanılamaz. Horasan ve Maveraünnehir Bölgelerine fetihler esnasında pek çok Arap kabilesi oraların müslümanlaşmasına katkı sağlamaları düşüncesi ile yerleştirilmişlerdir. Adı geçen bölgelerde İslamın kabulü ile birlikte, ortaya çıkan ilk İslam bilginlerinin Arap asıllı olması veya Arap asıllılardan Arapçayı öğrenmelerinin önünde hiç bir engel yoktur. Türk olan Zemahşeri, tefsir bilginidir ve Arapçaya hakimiyeti sebebiyle, hac için Mekke’ye gittiğinde "Ey Araplar, gelin size dilinizi öğreteyim" diye zaman zaman çağrılarda bulunmuştur. Zemahşeri Arap değildir diye Arabistan'a çok uzak yerlerde doğup büyümüştür diye onun Arapçayı-İslamı çok iyi bir şekilde öğrenmesine ve anlamasına engel olmamıştır.
Hadis ve ayetlerin uyuşmazlığı hakkındaki mezhep-hadis ve tefsir bilginlerinin çok farklı görüşleri vardır. Hiç bir şekilde kabul edilemez bir görüşü öne çıkararak, örnek göstererek, bütün mezhep ve hadis imamlarının aynı yalnış görüşü tercih ettiklerini iddia etmek böylece onları mahkum etmeye çalışmak hangi müslüman vicdanının ve hangi müslüman aklının razı olabileceği bir husustur? Mesela İmam Ebu Hanife’nin, her hangi bir hadis rivayeti ile bir ayetin nesh edilebileceğini iddia eden bir görüşü var mıdır? Başkalarının bu konulardaki iddialarını, tamamı aynı görüşteymiş gibi ortaya koymak son derece yakışıksız bir tutumdur.
Bu konularda 10 yıldır araştırma yapmış olmak elde edilen sonuca göre yetersizdir ve hatta kabul edilemez yanlışlıklar içermektedir. Demek ki yeniden bir o kadar daha veya daha fazla araştırma yapmak gerekecektir. Uzun bir araştırma yapmış olmak kişiyi yanlılardan korumayabilir. Nitekin böyle uzun araştırmalar sonucunda kişinin elde ettiği sonuçların mutlaka doğru olduğunu gösterir bir kanıt da yoktur. Araştırma yapanlarımızın, araştırmaya yöneltilen eleştirileri ciddiyetle ele alması ve yeniden aynı konularda çalışması gerekir.
selamisaygin@isciler.org