.ıIIı.İşçiler.Net.ıIIı.Forum

 


Bu Haberi Facebook'ta Paylas
AkParti'ye EVET
Akparti'ye HAYIR
ŞEYH SAİD İSYANI

Günlük siyasi tartışmalar için tarafların kendi iddialarının isbatı için çoğu defa tarihteki olaylara müracat etmeleri çok sık rastlanan bir alışkanlıktır. Tarihten örnek olarak seçilen olaylarda bazen kendi şartlarından soyutlanarak bambaşka amaçlar için delil olarak kullanılmaya çalışılmaktadır. Buda aynı olayın biribirinden oldukça farklı iddialar için delil olarak kullanılma sonucuna yol açmaktadır. Olayın mahiyeti hakkında yeter li bilgisi olmayanlar için de olayın anlaşılması zorlaşmaktadır. Hangi tarafın iddisının doğruluğunu kavramak ta belki giderek zorlaşmaktadır. Son zamanlardaki Şeyh Said tartışmaları da bu örneği fazlası ile taşıyan bir olaydır.

Hatırlamak gerekir ki Şeyh Said aslen Zaza'dır. Diyarbakır'ın Piran/Dicle ilçesinden önce Elazığ/Palu'ya oaradanda Erzurum/Hınıs'a yerleşen bir aileye mensuptur. Şeyhliğide aileden/babadan devr almıştır. Zaten Türkiyede en yaygın olan Tarikatların Şeyhliğide genellikle babadan intikal eden bir uygulamaya rastlanır.

Şeyh Said Kürt/Zaza ayrımı yapmaz. Yahutta bunu gösteren bir bilgi ortada yoktur.

Mondros Mütarekesini (30 Ekim 1918) takiben Osmanlılar fiilen dağılmış sayılır. İstanbul İtilaf Devletleri tarafından işgal edilir. Ermeni Tehcirinden suçlanan Osmanlı yöneticilerini yargılamak için İstanbulda ku rulan özel mahkemenin Başkanlığını da İtilaf Devletleri Kürt Nemrut Mustafa Paşaya verirler. Bu dönemde İstanbulda en çok etkili olan Kürt örgütü ise Kürt Teali Cemiyetidir. Cemiyette Kürtlerin bağımsızlığını iste yenlerle, özerkliğini isteyenlerden oluşan iki ayrı grup vardır. Cemiyet Başkanı Seyyid Abdülkadir ise Ö zerklik yanlısıdır. Bu Cemiyetin çabaları sonunda Sivas/İmranlıda 1920'de Zaza/Koçgiri İsyanı çıkmıştır.

1919 Baharında Pariste başlayan barış görüşmelerine Kürtleri temsil ettiği iddia edilen Şerif Paşada katılır. Yine Ermenileri temsil ettiği iddia edilen Bogos Nubar Paşada konferansa katılır. İki Paşa arasında Kürtler ve Ermeniler için bir mutabakatında imzalandığı Pariste ilan edilir. Paristeki barış görüşmelerinin sonunda ise ünlü Sevr Anlaşması ortaya çıkar. Ancak Türk tarafı bu anlaşmayı reddeder ve İstiklal Savaşının sonun da da Sevr Anlaşması fiilen yok olur.

Yine bu esnada, 1920'de Şeyh Saidin kayın biraderi Cibranlı Halid ve ilk TBMM Bitlis Milletvekili Yusuf Zi ya Bey tarafından AZADİ adlı gizli örgüt kurulur. Daha sonra Şeyh Saidde bu örgüte katılır. 1924 Ekiminde Yusuf Ziya ve Cibranlı Halidin tutuklanmasından sonra örgütün bütün sevk ve idaresi Şeyh Said tarafından yürütülür.

13 Şubat Şubat 1925'te ise Diyarbakır Piran/Diclede bir Jandarma müfrezesinin öldürülmesi ile birlikte fii len Şeyh Said İsyanı başlamış olur. İsyan kısa sürede Bingöl-Elazığ-Muş ve Diyarbakır'ın kuzey ilçelerini içine alacak şekilde yayılır. Nisan sonunda Muş yakınlarında Şeyh Saidin yakalanması ile fiilen sona erer. Kendiside Diyarbakırda kurulan İstiklal Mahkemesinin kararı ile 29 Haziran 1925'te Diyarabakırda idam edilir.

Şeyh Said İsyanına, Cibran ve Hasenan aşiretinden başka Kürt/Kırmanç aşireti katılmaz. Muş-Erzurum-Tunceli-Bingölde yaşayan Zaza Alevileride katılmazlar ama adı geçen illerde yaşayan bütün Sünni Zaza aşiretleri isyana katılır. Katılımcıları itibarı ile Şeyh Said İsyanı Kürt/Kırmanç değil bir Zaza isyanıdır. Şeyh Saidde isyan bölgesi olarak daha çok Kürt/Zaza nüfusununda yaşadığı illeri hedef bölge olarak seçmiştir. Bölge dışında yaşayan ileri gelen Kürt/Zazalarla bile ilişki kurmasına karşılık aynı ilişkiyi Türklerle kurma mıştır. Bu yüzden Şeyh Saidin, Türkiyedeki bütün müslümanlar adına bu isyanı yaptığı iddiası doğru değil dir. Şeyh Saidin hedefleri itibarı ilede, yalnızca Kürtleri/Zazaları gözetmesi sebebiyle, Türkiyede yaşayan bütün müslümanları kapsayıcı olmadığı açıktır.

Yine Kürtlerin, Türklerle ittifaka sadık kaldıkları ama Türk tarafının Lozan anlaşmasında ve ardından başla yan Cumhuriyet döneminde Türk Milliyetçiliğini resmi görüş haline getirerek, Kürtleri yok sayan uygulama ları sebebiyle, isyanların ortaya çıktığı iddiasının hiç bir tarihi temeli de yoktur. Türkiye Cumhuriyetinin uy gulamalarında itiraz edilecek pek çok husus bulunabilir. Ama isyanlar bunun için ortaya çıkmış değildir. İşte Pariste Şerif Paşanın çalışmaları varken, 1920'de Azadi örgütü kurulurken ortada henüz Lozan anlaş ması ve Cumhuriyet dönemi milliyetçilik uygulamaları da yoktur. Bu yüzden Kürt İsyanlarını, Ankaranın uy gulamalarının sonucu olarak açıklamak tutarsızdır ve inandırıcı değildir.

Lozanda özellikle İngilizlerin bütün ısrarlarına rağmen gayri müslimlerin dışında kalan müslüman olanlar (Kürt-Zaza-Arap-Abaza-Gürcü-Alevi gibi) azınlık sayılmamıştır. Hukuk önünde adı geçen gruplar bireysel haklar bakımından Osmanlı döneminden beri Türklerle eşit sayıldığı için bunlar azınlık sayılmamıştır.

Lozan anlaşmasının yeterli olup olmadığı ayrı ir konudur ama Lozandan yaklaşık üç yıl önce kurulmuş olan Azadi örgütünün çalışmalarını Lozan anlaşmasının sonuçları ile açıklamak tarihi tersine çevirmekten başka bir anlam taşımaz.

Şeyh Said İsyanının içerde Kürt İsyanı, dışarda ise İrtica isyanı olarak tanıtıldığı, böylece Kürtlere sempati ile bakan Avrupa ülkelerinin Kürtlere yardımlarının engellenmek istenildiği iddiası da son derece yersiz ve tutarsızdır. O dönemde Avrupa ülkeleri daha çok İngiltere ve Fransa demektir. Bu ülkeler Ekim 1923'e kadar İstanbulu ellerinde tutan işgalcilerdir. Türkiyedeki Kürtleri/Zazaları ve çalışmalarını nasıl bilmezler? Bu ülkelerin çok güçlü istihbaratları vardır. Türkiyedeki hemen her grubu yakından izlerler ve bilgi sahibi dirler. Üstelik 1925'te Fransa Suriyenin, İngiltere Irakın işgalcisidir ve her ikiside Türkiyenin fiilen komşusu durumundadır. Avrupa ülkeleri Şeyh Said İsyanının iç yüzünü yeterince bilmedikleri için Ankara Hükümeti nin tek yanlı bilgilendirmelerinden etkilendikleri iddiası bu yüzden de tutarsızdır. Ankara Hükümeti o döne min şartlarına göre Basın yayın organları ile içerde bir Kürt isyanından/Kürt tehdidinden söz etmiş ise An karadaki Avrupa ülkeleri Elçilik temsilcileri Ankara hükümetinin iç kamuoyu oluşturmaya yönelik bu açık lamalarını nasıl görmemiş olabilir?

Şeyh Saide idam kararı veren İstiklal Mahkemesi, onu irtica ile suçlamış ise, "onun Kürt ırkçılığı ile nasıl ilgisi olabilir? Bir insan nasıl hem mürteci hemde ırkçı olabilir?". Oldukça yerinde ve can alıcı bir soru bu.

Ancak şu örneği de hatırlamak gerekmez mi: PKK da esas itibarı ile marksisttir. Marksizm ise ırkçılığa karşıdır. Ama Öcalan kendine göre Kürt ırkçılığı ile marksizmin bir karışımını yapmıştır. PKK bir yanı ile marksist bir yanı ilede Kürt ırkçısıdır.

Şeyh Saidin, şeyh olduğu, şeriat istediğini herkes biliyor. Ama onun istekleri bundan ibaret değildir ki. O aynı zamanda Kürtleri ve Zazaları içine alan Türkleri yok sayan, Türklerle siyasi bağları yok ederek ayrı bir ülke tesis etmekte istemiştir. Bu isteklerinin ise Kürt ırkçılığı ile ister istemez bir akrabalığının olduğu inkar edilebilir mi?

Şeyh Said isyanına katılanların yanlış yapmadıkları kan dökmedikleri iddia edilebilir mi? Şeyh Saidin ken disi bile mahkemede, yanlış yaptıklarını açıklamıyor mu? Şeyh Saidin bağlıları Elazığı (sözde) kurtardıktan sonra yağmalamıyor mu? Adı geçen şehrileri/kasabaları/köyleri ele geçirirken acaba kaç kişiyi öldürüyor lar? Ankara hükümeti bu isyanı bastırmaya çalışırken acaba kaç kişi ölüyor? Bütün bunlar hakkında orta da ciddi ve güvenilir bir kayıtta yoktur. Buna rağmen Şeyh Said isyanı esnasında yüzbinlerce Kürdün öldü rüldüğü iddiası propagandadır ve siyasi amaçlı bir yönlendirmedir.

Seksen yaşına ulaşmış Sayın Abdülmelik Fırat'ın katıldığı TV programlarında böyle siyasi amaçlı propagan da ve yönelendirmeye dayalı hayal mahsulü konuşmaları ise daha çok Kürtleri, Türklere karşı kin ve düş manlıkla doldurmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Sayın Fırat gibiler de bu eserlerinden memnun olma lıdırlar. Hak ve özgürlük istediğini iddia eden Kürt gruplarının, Türk şehirlerini, sokaklarını ateşe vermeleri, dükkanları arabaları ve zaman zaman evleri tahrip etmelerine bakılırsa Sayın Fırat propagandalarında olduk ça başarılı sayılır. Bütün bunların sonunda da "barış ve kardeşlikten başka bir isteğimiz yoktur" gibi açıkla malar ise alemi sersem zannetmek gibi olmalıdır. Bunun neresi barış ve kardeşliktir?

Tarihteki olaylar kin ve nefretin sebebi yapılmamalıdır. Tarih ibret için ele alınmalıdır. Tarihin kan davasına dönüştürülme çabası ise hiç kimseye fayda getirmez. Ömrünün son demlerini yaşayan insanlardan daha fazla sağ duyu ve aklı selim beklemek bir abartı sayılmamalıdır.

selamisaygin@isciler.org

Yorumlar-Sorular ve Cevaplar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum-Soru Ekleyin
Başlık
Yorum-Soru
Ad Soyadınız - Şehir
Mail
Mesleğiniz
Beni hatirla
Yeni bir yorum-soru geldiginde haber verin.

.ıIIı.İşçiler.Net.ıIIı.
©2005-2009




Sitemiz tüm ekran çözünürlüklerinde en iyi şekilde görüntülenmektedir fakat İnternet Tarayıcı olarak Google Chrome ve İnternet Explorer 6.0 ve üzeri tarayıcılarla en iyi şekilde görüntülenmektedir.Özellikle Firefox ile sitemizde sorunlar yaşayabilirsiniz. Sitemizde, Google geliştiriciler için, çerez uygulaması yapılmaktadır.

İletişim | Sitene ekle | Künye |RSS|Site Map| ©2006 - 2010 .ıIIı.İşçiler.Net.ıIIı.

İhlas Haber AjansıAnadolu AjansıCihan Haber AjansıBu Site İnternet Medyası Derneği ÜyesidirSon Güncelleme Tarihi: 23.08.2010 Pazartesi